Nesnelerin İnterneti

 

Diyelim ki buzdolabındaki az kalmış sütü kahvaltı yaparken bitirdik ve sonra da işe gittik. Biz evde yokken, akıllı buzdolabımız sütün bittiğini akıllı telefonumuza söyleyebilir ve akıllı telefonumuz da alışveriş listesi uygulamasını açarak listeye “Süt” maddesini ekleyebilir. Bunun yanında, iş yerimizin yakınındaki marketlerde indirimli süt satılıyorsa bunu akıllı telefonumuzda görebiliriz ve bu marketlerden indirimli süt almamızı sağlayacak kuponlar akıllı telefonumuzda görünmeye başlar. Sonrasında akıllı telefonumuz bize en ucuza süt alabileceğimiz markete giden yolu haritada gösterir. Veya bir akıllı araba kullanıyorsak, buzdolabı doğrudan arabamızın akıllı ekranına sütün bittiği bilgisini gönderip bizi durumdan haberdar edebilir.

 

İşte, “Nesnelerin İnterneti” (Internet of Things, kısaca IoT) dediğimizde, çeşitli sensörler veya teknolojilerle akıllı hale getirilmiş eşyaların interneti kullanmasından, bize hizmet etmek üzere kendi aralarında iletişim kurmasından ve milyonlarca eşyanın birbirine internet üzerinden bağlı olmasından bahsediyoruz. “Nesnelerin İnterneti” ifadesi, 1990’larda MIT (Massachusetts Institute of Technology)’teki Auto-ID laboratuvarının genel müdürü ve kurucularınan biri olan Kevin Ashton tarafından bulunmuş. Ancak şunu da belirtmekte fayda var: Günümüzde “nesnelerin interneti” ifadesi bile biraz eskimiş durumda ve yerini yavaş yavaş “bağlantılı yaşam” (connected life) ifadesine bırakıyor.

 

Yazımızın başında verdiğimiz örnekte, biten sütü hangi fiyata hangi marketten alabileceğimizi gösteren uygulamalardan bahsetmiştik. Burada mesele, hangi marka sütün hangi marketten alınacağıdır ve işte o zaman reklamlar devreye girecektir. Tabi ki böyle bir durumu bir reklam bombardımanı olarak yorumlamak da mümkün; ancak, bu teknolojiler gerçekten hayatımıza girdiğinde reklamların görünebilirliğini veya görünme sıklığını ayarlama tercihinin de tüketicilere sunulması bize daha akla yakın bir seçenek gibi geliyor.

 

2020 yılında, dünyada 50 milyar akıllı cihazın internet aracılığıyla birbirine bağlı olacağı tahmin ediliyor. Nereden bakarsak bakalım, dünyadaki toplam insan sayısını en az beşe katlayacak bir rakam. Bu teknolojinin hayatımıza sokacağı reklamlar, gündelik yaşamın akışına uyum sağlayacak ve bu akış içinde doğal duracak reklamlar olacaktır. Geleneksel olarak tanımlayabileceğimiz reklamlar, biz bir şey okurken veya seyrederken bizim faaliyetimizi kesintiye uğratıyor çünkü okuduğumuz veya seyrettiğimiz şeyle reklamın içeriği arasında hiçbir bağlantı olmayabiliyor. Birçok reklamcı, bu tarz kesintiye uğratıcı reklamların akıllı ev eşyalarında ve giyilebilir akıllı cihazlarda işe yaramasının zor olduğunu belirtiyor. Bunun yerine, biraz ürün yerleştirmeyi andıran ve kişileri doğru zamanda etkilemeyi amaçlayan, o anki faaliyetle bağlantılı reklamlar daha çok tasarlanıyor olacak.

 

Mesela, 2016’ya girer girmez TapSense firması 2016 baharında piyasaya sunulacak Apple’ın akıllı kol saatleri’nin “hiper-yerel” reklamlar veya kampanya kuponları kullanacağını belirterek hayali bir reklam örneği tasarladı: Sokakta yürürken, biraz ilerideki Starbucks’ta geçerli “1 Kahve Alana 1 Kahve Bedava” kampanyasının tanıtımı akıllı saatte beliriyor.

 

Bu örnekte gördüğümüz gibi, reklamcıların, akıllı eşyaların ve ürünlerin işleviyle tüketici davranışlarının kesiştiği “anlık” noktalar üzerinde çalışması gerekecek. Akıllı çamaşır makinenizde bir deterjan reklamını, yalnızca deterjanınız azaldığı zaman görmeniz gibi. Nesnelerin İnterneti reklamcılığında, tüketicinin gündelik yaşamı içinde doğal bir biçimde akıp giden içerikte reklamların, kişinin tercihleri, beğenileri ve ilgi alanlarıyla uyumlu olarak görünmesi en önemli konulardan biri olacaktır.

 

Bir başka önemli konuysa, Nesnelerin İnterneti için reklam yapmanın, reklamcıların bildiğimiz anlamda bir reklamcıdan ziyade bir ürün tasarımcısı gibi düşünmesini gerektirecek olması. Bir ürün tanıtımından çok, reklam, ürün, insan davranışları ve akıllı cihazların hepsinin bir arada düşünüldüğü hikayeler ve hizmetler muhtemelen daha etkili ve çekici olacaktır. Tüketiciler için markaya sadakatin yerini duruma uygunluğun alacağı da tahmin ediliyor. Bütün bu gelişmeler de markaların reklam tıklanması için değil, daha yaratıcı, işlevsel ve kaliteli bir hizmet için yarışmasını beraberinde getirecek.

 

Tabi bütün bu gelişmelerin olumsuz tarafı ve bu teknolojiye yöneltilen en ciddi eleştiri, insanların şahsi bilgilerinin son derece ayrıntılı biçimde firmaların eline geçebilmesi. Bu durumda Wikileaks’in şahsi bilgileri sızdıran bir versiyonu her an ortaya çıkabilir ve böyle bir durumun da insanları bu teknolojiyi kullanmaktan soğutabileceğini hesaba katmak gerekiyor.

 

Nesnelerin İnternetinde Dikkat Çeken Pazar: Türkiye

 

Dünya her şeyin birbirine bağlanabildiği Nesnelerin İnterneti devriminde hızla yol alıyor. GE’nin tahmini 2020’de 50 milyar cihazın internete bağlanacağı yönünde. SAS’a göre sadece beş yıl sonra nesnelerin internetinde küresel cihaz ve servis pazarının 7 trilyon doları bulması bekleniyor. Ocak ayında düzenlenen Dünya Ekonomi Forumu’nda yayınlanan Accenture’ın raporunda ise endüstriyel internet’in 2030 yılında küresel ekonomiye 14 trilyon dolar ekleyebileceği belirtiliyor.

 

Nesnelerin İnterneti doğal olarak Türkiye’de de şimdiden hayatın içinde. Kuluçka merkezleri 2016’da dikey programlarla nesnelerin interneti alanında çalışan startup’lara yoğunlaşmaya hazırlanırken (Startupbootcamp İstanbul gibi) büyük telekom ve endüstri şirketleri de bu alanda fark yaratacak yatırım ve uygulamalarını hayata geçirme çabasında.

 

Türkiye Dikkat Çeken Pazarlardan Biri

 

Bu alanda startup’ların sayısının hızla artması şaşırtıcı olmayacak. Turkcell Stratejik Pazarlama Müdürü Engin Çomakçı, Türkiye pazarının hem müşteri ilgisi hem de yeni girişimlerin etkisiyle IoT alanında en dikkat çekici pazarlardan biri olduğu görüşünde. “Dünyanın en iyi mobil iletişim altyapısına sahip ülkelerinden biriyiz. Bu, Nesnelerin İnterneti vizyonunu hayata geçirmek için çok önemli bir avantaj. Ayrıca sağlıktan, üretime, tarımdan şehirlere verimlik ve tasarruf sağlayacak onlarca potansiyel alan olduğunu görüyoruz.” Çomakçı, fark yaratmak içinse global düşünüp yerel hareket etmemiz gerektiğini savunuyor: “İngilizcede güzel bir kelime var: ‘Glocal mindset’. IoT işinde de ‘glocal’ düşünceye sahip olmalıyız. Yerel gerçek ve önceliklerimize uygun ürün ve uygulama geliştirmek işin en kritik kısımlarından birisi.” Çomakçı’ya göre özellikle otomotiv, lojistik, akıllı bina, perakende, tarım, sağlık, enerji ve akıllı şehir alanlarında çok sayıda uygulama ve ürüne ihtiyaç var.

 

Nesnelerin interneti alanında ürünler ve bu ürünlerin etrafında bulut tabanlı servislerin olduğu platformlar geliştiren Veslabs bu alanda Türkiye’deki öncü startup’lardan. İçerisinde iki farklı donanım, mobil uygulamalar ile bulut tabanlı yazılımın olduğu ve lojistik sürecini uçtan uca izleyen Tag2Sense adlı platformu geliştiren Veslabs’ın Indoor navigasyon, nesne takip ve konumlandırma ile ilgili mevcut sistemlere göre çok daha ucuz maliyetli ve verimli çözümleri de bulunuyor. Şirket endüstriyel internet alanında da firmaların operasyonlarına verimlilik kazandıran çeşitli  çözümler geliştirebiliyor.

 

Nesnelerin internetini 2016 gündemine alan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV) ise uygulama yazılımları, sensör ve geçit sistemleri, yönetim ve işletme sistemleri, altyapı elemanlarının geliştirilmesi gibi konularda fırsatlar yaratılabileceği düşüncesinde ve bu alanlarda girişimcileri destekliyor.

 

 

Veslabs Yönetici Ortağı Ozan Can Köseley, Türkiye’yi bekleyen fırsatlar konusunda, “Sektörü iki temel alanda düşünebiliriz. B2B segmentine yönelik Endüstriyel İnternet ve B2C segmentinde yer alan tüketici ürünleri. Türkiye için her iki alanda da fırsat var. Fakat endüstriyel internet ilk aşamada daha cazip gözüküyor” diyor.

Bunun nedeni ise tüketici tarafındaki pazar büyüklüğü sorunu: “Geliştirdiğiniz bir ürünün kitlelere ulaşması, belli bir barajı geçmesi gerekiyor ki şirket para kazansın. Çünkü donanım geliştirme zahmetli ve masraflı bir süreç. Son tüketici pazarına yönelik bir ürün geliştirme düşüncesi varsa, girişimcilerin yurt dışında büyüme stratejileri de ajandalarında hazır olmalı: “Türkiye’nin sahip olduğu mühendislik gücüyle yeni gelişen tasarım anlayışı birleşebilirse bu alanda ülkemizdeki startup’lar için fırsat görüyorum.”

 

Türkiye’nin enerji problemine dikkat çeken Köseley endüstriyel internet teknolojilerinin kaynakların verimli kullanımı rolüyle öne çıkabileceğine dikkat çekiyor. Köseley, nesnelerin internetinden Türkiye’nin elde edebileceği olası paya ilişkin şu varsayımı dile getiriyor: “Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı pay yaklaşık yüzde 1 oranında. Cisco’ya göre nesnelerin interneti 2013’ten 2022’ye kadar toplamda 14 trilyon dolarlık kümülatif bir ekonomik büyüklük yaratacak. Bu veriyi Türkiye’ye ölçeklersek 140 milyar dolarlık bir rakam ortaya çıkıyor. Bu da yıllık ortalama 14 milyar dolar gibi bir pazar oluşabileceği anlamına gelebilir.”

 

Telenity Başkan Yardımcısı ve TTGV Teknoloji Elçisi Osman Perksoy, bireyler olarak yaşamımızı önemli ölçüde değiştirme potansiyeline sahip olsa da, Nesnelerin İnterneti’nin getireceği asıl büyük değişimin şirket ve kurumların iş yapış şekillerinde olacağı görüşünde. Perksoy’a göre bu yeni teknolojinin zamanında ve doğru uygulamalarla iş yapış şeklimize getireceği değişim, hızla gelişmekte olan Türkiye ekonomisinin büyümesine ivme katabilir: “Özellikle son yıllarda Türkiye’de mobil iletişim şebekelerinin yaygınlaşmasıyla araç filo takibi; soğutucu, derin dondurucu ve baz istasyonları gibi saha varlıklarının izlemesi ve bakımı; sera ve sulama otomasyonu; enerji ve boru hatlarının ve endüstriyel makinelerin uzaktan izlenmesi konularında başarılı uygulamalar karşımıza çıkıyor. Bu tür uygulamaların yaygınlaşması; şirketlerin tedarik, üretim, depolama, nakliye ve kaynak planlama sistemleriyle entegrasyonun sağlanması ve bu sistemlerin veri analizine dayalı karar destek mekanizmalarıyla güçlendirilmesi mümkün olursa, ülke ekonomimizi bir üst seviyeye çıkartmak için çok önemli bir fırsat yakalayabiliriz.”

 

İki Katalizör Gerekli

 

Fırsatların gerçeğe dönüşmesi için bir üst aklın yönlendirici olmasına da ihtiyaç var. Köseley’e göre bu sektörün Türkiye’de büyüyebilmesi için iki önemli aktörün -kamu kuruluşları ile belli bir büyüklüğe erişmiş özel kurumların- katalizör etkisi yapması gerekiyor: “Geçtiğimiz günlerde İngiltere kamu eliyle önemli bir bütçeyi akıllı şehirlerin geliştirilmesi için ayırdı. Bu gibi bir uygulama planı hem şehirleri daha yaşanabilir ve tasarruflu hale getiriyor hem de bu alanda  iş yapan firmaların belli bir hacme ulaşmasını sağlıyor. Burada esas olan kamunun firma seçimlerinde hem donanım hem de yazılım tarafında yerli çözümleri kullanacağı bir stratejiyi hayata geçirmesi.

 

Nesnelerin interneti GE için birkaç yıldır öncelik alanlarının başında geliyor. Endüstriyel internet, GE açısından ileri üretim teknikleri ve küresel akılla birlikte endüstrinin geleceğini şekillendiren üç temel güçten biri. GE; makineler, Büyük Veri ve bulut bazlı analitiğin bir araya geldiği endüstriyel internetin sadece üç yıl içinde 200 milyar dolarlık küresel bir endüstriye dönüşeceğini öngörüyor. Kaliforniya, San Ramon’da 1 milyar dolarlık yatırımla Küresel Yazılım Merkezi’ni açan GE, geçen yıl da endüstriyel internet yazılım platformu Predix’i hayata geçirdi. GE Yazılım Başkan Yardımcısı Bill Ruh, Predix için, “Yeni bir teknolojiden daha fazlası, yarının teknoloji altyapısını inşa eden bir platform” diyor. Predix’i GE ile beraber partnerleri ve müşterileri de kendi yazılımlarını geliştirebilmek için kullanabiliyor.  GE Aviation Teknolojiden Sorumlu Başkanı Dave Barlett, Predix’in makine dünyasının Android’i ya da IOS’u olmasını, endüstriyel internetin dili haline gelmesini hedefliyoruz” diyor.

 

GE’nin nesnelerin internetinde hayata geçirdiği çözümleri de ilham verici. Örneğin ABD’de boru hattı operatörleri her yıl 40 milyar doları onarım, yenileme ve hattı genişletmeye harcıyor. Akıllı Boru Hattı Çözümleri GE’nin yazılım ve donanımları ile Accenture’ın data entegrasyonu uzmanlığını bir araya getirerek müşterilere operasyonlarını gerçek zamanlı gözlemleme ve düzenleme imkânı sağlıyor.

 

Bir başka örnek, Güney Afrika platin üreticisi Lomnin’in üretimini gözlemleme ve ölçmesine yardımcı olan GE’nin maden performans sistemi. Bu sistemle analiz edilen veriyle, Lomnin’e çıktıyı yüzde 10 artırma imkânı sağlanmış durumda.

 

GE, Türkiye’de de endüstriyel internet yaklaşımının iş dünyasının normlarından birine dönüşmesi için işbirliği odaklı çalışmalarını ve bu alandaki startup’ları desteklemeyi sürdürüyor.

 

Dünyalar Çarpıştığında: Perakende ve nesnelerin interneti

 

Retail Systems Research (RSR) Firması ‘Nesnelerin İnterneti’ ile perakende sektörünün çok yakında çarpışacağını öngören yeni bir rapor açıkladı. Rapora göre bu çarpışmanın sonucu  perakende sektörünün işleyişini  dramatik bir şekilde değiştirecek!

RSR’nin ‘Perakende Piyasasında Nesnelerin İnterneti: Büyük Umutlar’ başlıklı son raporunda,  ticari deneklerin  %80’i ‘Nesnelerin İnterneti’nin şirketlerin ticaret şeklini üç yıl içinde kuvvetli bir biçimde değiştireceğine inanıyorlar.

 

Perakendeciler ‘Nesnelerin İnterneti’nin akıllı telefonlar ve saatler gibi kişisel cihazlarla tüketicilerle iletişim kuracağına ve ‘IoT’ tabanlı bu cihazlardan müşteri çeken verileri kullanıp yeni servisler sunacağına inanıyorlar.

 

Tüm iyimserliklerine karşın, perakendeciler  ‘IoT’dan elde edilen fırsatları kazanca dönüştürmeden önce ne yazık ki bir çok önemli iç sorunla karşı karşıyalar.  %53’lük gibi ezici bir çoğunluk yönetim kadrosunun ‘IoT’ un ne demek olduğunu bile anlamadıklarını söylüyor.  Ancak süreçteki bu eksiklik yine de heveslerini kırmıyor.

 

Perakende ve nesnelerin interneti

 

RSR, perakendecilere yaptığı detaylı ‘IoT’ araştırmasında büyümeyi engelleyebilecek çok önemli sorunlar tespit etti! Listeye şöyle bir baktığımızda kendilerini farklılaştırma (%51)  ve tüketici fiyat duyarlılığı (%42) maddelerini ön sıralarda görüyoruz.

 

RSR araştırmasındaki denekleri ikiye ayırdı. Ortalamanın üzerinde %4.5 bir satış büyümesi yakalayanlar‘perakende kazananları’, onları daha ağır adımlarla takip edenler ise ‘geç kalanlar’ olarak adlandırıldı. Perakende kazananları IoT’un olanakları konusunda çok daha hevesli ve girişkenler. Başka bir deyişi ile pozitif anlamda agresif bir duruş sergiliyorlar. IoT ticari sorunlarında çok daha hızlı ve atik olmayı talep ediyorlar(%46), kurumsal anlamda büyümek ve gelişmek için sabırsızlanıyorlar (%32). ‘Geç kalanlara’ gelince, onların listesinin en başında tüketici fiyat duyarlılığı yer alıyor.

 

Kazananlar, müşteri davranışlarını daha iyi anlayabilmek ve daha iyi tanımlayabilmek adına gerekli araştırmalara yatırım yapmaya başladılar bile.

 

Müşteri internetten mi yoksa mağazadan mı alışveriş yapıyor? Daha fazla mobil olanak mı istiyor? Tüm bunları anlamaya çalışıyorlar, bu araştırmaları oldukça gerekli buluyorlar ve teknolojinin ardında kalmak istemiyorlar.

 

Bugünlerde ise yatırımlar daha çok farklılaştırma üzerine yoğunlaştı. Raporlara bakacak olursak %71 gibi büyük bir perakendeci grubu farklılaştırmanın altını önemle çiziyor. ROI konusundaki ilgisizlik perakendecilere şaşırtıcı düzeyde bir yarar sağladı. Üçüncü deneklerin hemen hemen hepsi “Bunun ROI ile hiçbir ilgisi yok! Bizi rekabet halinde tutan şeyleri yapmaya devam etmemizle ilgisi var!” diyor.

 

Potansiyel kazançlar apaçık belliyse, o halde neden perakendeciler bu derece hazırlıksızlar? Birçok denek (%53) iş dünyası liderlerinin IoT’un faydalarını anlamadığını söylüyor. Ve diğer %49’luk bir kesim “Sermaye gereksinimleri önemli bir mesele… Buna artı olarak firmalar maliyeti destekleyecek olan iş kullanma durumlarını henüz tanımlayamadılar” diyor. Bir diğer %47’lik kesim de IoT’u destekleyen teknolojiyi suçluyor ve yatırım yapacak kadar olgunlaşmadığını söylüyor. Ve birçoğu da yeterli teknolojik alt yapıya (%45) ya da analitik beceriye sahip olmadıklarını ifade ediyor. Açıkça belli ki daha yapacak çok iş, gidecek çok yol var…

 

“Nesnelerin İnterneti” çağını ve markalarla olan ilişkisini Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın’la konuştuk.

 

 

Burak Aydın

Intel Türkiye Genel Müdürü

 

‘Nesnelerin İnterneti’ yeni bir ekosistem oluşturacak

 

Herhalde bundan 50 yıl önce, bugünkü yaşam tarzımızı tahmin edebilenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçemezdi. Düşünün ki 1943 yılında IBM’in kurucu başkanı Thomas Watson dünyanın bilgisayar ihtiyacını sadece 5 adet olarak öngörmüştü. Oysa bugün gelişmiş ülkelerin çoğundaki evlerde en az bir bilgisayar bulunuyor. Bu büyük değişimin mümkün olduğu görüldüğünden beri gelecek tahminleri daha bir itibar görür oldu. Peki, önümüzdeki yıllarda bizi neler bekliyor? Akıllı dünyanın en önemli parçası olan işlemcilerin önde gelen markalarından Intel, gelecek planında şimdiden yerini hazırlıyor. Yakın geleceğin önemli konularından biri olan “Nesnelerin İnterneti” çağını ve markalarla olan ilişkisini Intel Türkiye Genel Müdürü Burak Aydın’la konuştuk.

 

Intel “Nesnelerin İnterneti” döneminde kendini nasıl konumlamak istiyor?

 

Hayatımız Sanayi Devrimi’nden bu yana büyük bir hızla dönüşüyor ama internetin hayatımıza girmesiyle birlikte baş döndürücü bir hal aldı. Dünyada bugün internete bağlı 14 milyara yakın akıllı nesne var. Yani akıllı nesnelerin sayısı dünya nüfusunu geçmiş durumda. Bu durum artık akıllı ve bağlantılı nesnelerin günlük hayatımızla ne kadar iç içe geçtiğinin bir göstergesi. Özellikle 2014 yılı, teknoloji ve hayatın daha da iç içe geçtiği ve giyilebilir teknolojilerin de içinde olduğu “Nesnelerin İnterneti” döneminin başlangıç yılı olarak yeni bir dönüm noktası oldu.

 

Son birkaç yıldır televizyonların, arabaların ve farklı cihazların akıllanmaya, internete bağlı hale gelmeye başladığını gözlemliyoruz. Çok yakın bir gelecekte arabaların kombilerle, buzdolaplarının marketlerle ve kullandığımız birçok cihazın birbiriyle iletişim kurarak hayatımızı kolaylaştırdığını göreceğiz. 2020 yılında dünyada 50 milyar akıllı ve birbirine bağlı cihaz olacağı öngörülüyor. Gün geçtikçe günlük hayatımızın daha çok içine girmeye başlayan “Nesnelerin İnterneti” kavramının 2020 yılında 19 trilyon dolar pazar değerine ulaşacağı öngörülüyor. Intel olarak bu değişim ve dönüşümün tam ortasında yer alıyoruz ve son dönemde geliştirdiğimiz Intel Edison ve Intel Galileo gibi teknolojilerle de bu alandaki işlemci teknolojisini geleceğe taşıyoruz.

 

Buna ek olarak öncülüğünü yaptığımız “Nesnelerin İnterneti” dünyasında çok önemli bir alan olan giyilebilir teknolojilerin yakın gelecekte kullanıcıların hayatlarını kolaylaştıran vazgeçilmez ihtiyaçlar olacağını düşünüyoruz ve bu alanda yatırım yapan şirketlerin başında yer alıyoruz. Ocak ayının ilk haftasında Las Vegas’taki CES fuarında Curie isimli yeni platformumuzu tanıttık. Minik bir düğme boyutlarındaki bu platform ile giyilebilen teknolojilerin ciddi ivme kazanmasını bekliyoruz.

 

Dünya şimdiden bu teknolojiler üzerine odaklanmış durumda. Intel olarak Türkiye’nin teknolojiyi yalnızca tüketen değil aynı zamanda üreten ülke olması vizyonuyla hareket ediyoruz. Bu vizyonla 2014 yılında yaptığımız en büyük yatırımlardan biri de İstanbul Teknik Üniversitesi’nde açtığımız Ar-Ge merkezi. 2016 yılında giyilebilir teknolojiler, nesnelerin interneti ve ileri eğitim teknolojileri konularında çalışmalara odaklanmayı hedefliyoruz. Sektördeki iş ortaklarımız, üniversiteler, kamu kurumları ve kuruluşları ile birlikte yenilikçi açık Ar-Ge modeli oluşturuyoruz. 2016 yılındaki hedefimiz, Türkiye’nin kendi projelerini üretmesinde ve dünyaya teknoloji ihraç etmesinde önemli bir rol oynamak. Türkiye’den çıkan ve dünyada rol model olabilecek inovasyon projelerinde aktif rol alabilmek için inovasyona ciddi yatırımlar yapıyoruz.

 

 “Nesnelerin İnterneti” kavramına bağlı olarak gerçekten tüm cihazların birbirine anlık bağlı oldukları bir dönem olacak mı? Sizce bu tam olarak nasıl bir dünya olacak?

 

İnternetin zaman içinde geçirdiği evrimdeki en son basamak “Nesnelerin İnterneti” kavramını içeriyor. Bağlantılı nesneler insanların yaşama, öğrenme, çalışma ve eğlence tarzlarını derinden etkiliyor. Bunun yanında insanlar bağlantılı cihazlar sayesinde çevreyle kurdukları ilişkide etkiye tepki vermekten öteye giderek durumlara karşı daha proaktif yaklaşımlar sergiliyorlar. Bu kazanımların tüketici deneyimi üzerinde yarattığı olumlu etkiyi ise gün geçtikçe daha da rahat bir şekilde gözlemleyebiliyoruz.

 

Geçtiğimiz seneden itibaren nesnelerin interneti, yani etrafımızda içinden elektrik geçen bütün sistemlerin internete bağlı olması konsepti önümüze geldi. Etrafımızdaki her şey akıllanacak. Bu akıllanan sistemler bizim hayatımızı biz farkında olmadan kolaylaştıracaklar. Dolayısıyla, yeni bir kırılma anından geçiyor teknoloji. Bu kırılma anından geçerken teknoloji bütün sektörlerin baştan yapılanmasına neden olacak. Çünkü teknoloji kendi içerisinde bir sektör ama bir yandan da bütün sektörleri kesen yatay bir sektör.  Bugün teknoloji sektörü diyoruz ama bankacılıkta, savunmada, sağlıkta, lojistikte teknoloji çok önemli bir yerde. Dolayısıyla sektörleri bu teknolojik gelişim ve değişim baştan yapılandıracak. Bu da müthiş bir değişim. O nedenle 2020 yılına kadar bir yerlerde yeni zenginler çıkacak. Çünkü insanlar teknoloji kullanmayı çok seviyorlar.

 

Bugün yediden yetmiş yediye herkes bir şekilde teknolojiye dokunuyor, hayatlarını teknolojiyle idare ediyorlar. Dolayısıyla internet hayatımıza çok fazla değer katıyor, nesnelerin internetiyle birlikte daha fazla değer katacak. Yeni iş ve iş kolları ortaya çıkacak, iş yapış şekilleri değişecek. Yeni donanımlar, yazılımlar çıkacak. Bunların hepsi de çok büyük bir ekonominin hayatımıza gireceğini gösteriyor.

 

“Nesnelerin İnterneti” dönemi markaların iş yapış tarzını nasıl etkileyecek?

 

Dünyada üç endüstriyel devrim, iş yapış tarzımızı efsanevi şekilde değiştirdi. Buharlı makineler, seri üretim ve internet teknolojisi ile yaşamlarımız adım adım farklılaştı. Bugün ise Nesnelerin İnterneti teknolojileri dördüncü devrim tanımını fazlasıyla hak ediyor. Daha verimli, daha hızlı, daha eğlenceli bir yaşam için kapıları aralıyor. Nesnelerin İnterneti ile yaşam alanlarımız çok daha akıllı teknolojiler içermeye başlayacak. Tüm sektörler bu dijital dönüşümden etkilenecek. Zira bütün sektörleri etkileyen yatay bir sektör olan teknoloji bütün iş yapış süreçlerini baştan yazmamıza neden olacak. Bu değişimin gerisinde kalmamak ve hatta liderlik etmek için markalar çok daha yenilikçi ürün ve hizmet geliştirmeye dolayısıyla da inovasyona odaklanacak.

 

 

Sizce yeni tüketici tipi nasıl olacak?

 

Eskiden cihazların belli başlı tüketici ihtiyaçlarını karşılayan teknolojileri içermesi yeterliyken artık daha kişisel beklentiler öne çıkıyor. Tüketici artık cihazların teknolojik ihtiyaçların tümüne cevap vermesi yanında; tasarım, fonksiyonellik ve kullanım kolaylığı gibi özellikleriyle kendi kişiliğine uymasını ve tarzını yansıtmasını bekliyor. Cihazlar da tüketici tarafından gelen bu farklı talepler doğrultusunda şekil değiştirmeye başladı. Biz de bu artan ve değişen ihtiyaçları karşılamak için üretici iş ortaklarımızla beraber farklı model ve tasarımlarda ürünlerin geliştirilmesi için çalışıyoruz.

 

Teknolojinin bireysel veya kurumsal hayatımızda pek çok farklı alanda değer kattığı bir dönemden geçiyoruz. Bugünün tüketicisi dizüstü veya masaüstü cihazlarını dokunmatik ekranlı tercih ediyor ve hayatında çok ince tasarımları görmek istiyor. Öte yandan çok fazla programı aynı anda çalıştırmak ve bu programları kullanırken de en yüksek performanstan faydalanmak istiyor.

 

Artık teknolojide moda takip edilir oldu. Biz de değişen bu trendlere öncülük ediyor ve bu farklı beklentileri karşılayacak teknolojileri geliştiriyoruz.

 

Bu dönemin olmazsa olmaz cihazları neler olacak?

 

Bu dönemin olmazsa olmazı diyebileceğimiz cihazlar tabii ki son yıllarda hızlı bir şekilde hayatımıza giren akıllı telefonlar ve bunun yanında ikisi bir arada bilgisayarlar olacak. Giyilebilir teknolojiler pazarının ekonomik büyüklüğünün 2018 yılı itibarıyla 45 milyar dolara ulaşması, pazarda toplam 300 milyon adet ürün olması bekleniyor. Biz de Intel olarak giyilebilir teknolojilerin yakın gelecekte hayatımızı kolaylaştıran vazgeçilmez bir ihtiyaç olacağını düşünüyoruz. Teknolojik cihazların her geçen gün akıllanmasının yanı sıra artık kıyafetler ve aksesuarlar da akıllanıyor. Özelikle giyilebilir teknolojiler ve nesnelerin interneti alanında teknoloji şirketlerini çok büyük fırsatlar bekliyor.

 

Yeni dönemde nasıl yeni bir ekosistem oluşacağını düşünüyorsunuz? Bu ekosistemin en büyük faydası ne olacak?

 

Nesnelerin interneti yeni donanım, yani yazılım, yeni servislerin ortaya çıkmasını sağlayacak dev bir Tsunami dalgası. Dolayısıyla var olan şirketleri etkileyeceği gibi yepyeni şirketlerinde kurulmasını sağlayarak yeni bir ekosistem oluşturacak.

 

Nesnelerin İnterneti ile günlük hayatımızın değişime uğraması, şirketlerin mal ve hizmetlerinin sunumunda yeni bakış açıları geliştirmelerine neden oluyor.

Bağlantılı cihazlara yatırım yapmanın ve bu teknoloji üzerinden iş ve müşteri yaklaşımları geliştirmenin ise 2022 yılında toplamda 596 milyar Euro’luk gelir potansiyeli barındırdığı belirtiliyor. Hem gelir hem de büyüme anlamında tüketici elektroniği, otomotiv ve sağlık hizmetleri alanlarındaki Nesnelerin İnterneti teknolojileri de ilk sıraları alıyor.

 

Sunulan rekabetçi, entegre yazılım ve donanım çözümleri; sağlıktan, ulaşıma, perakendeden enerjiye birçok farklı alanda Nesnelerin İnterneti’ne çok daha hızlı adaptasyon sağlıyor. Bu sayede güvenli altyapılar üzerinden iletişim kurabilen nesneler büyük veri analizinin de sayesinde çok daha akıllı kararların otomatik ve hızla verilmesini sağlayacak.